Kemal Uçar Röportaj

kemal-ucar-blog

Kemal Uçar – Röportaj (Ses Demosu)

Yeni nesil oyuncuların önde gelenlerinden Kemal Uçar, Ezel’de oynadığı rolle, kariyerinin en önemli adımını atmış, akabinde de oyunculuğa tüm hızıyla devam ediyor. Dizi–Sinema senaryo yazımına başladığını da bildiğimiz Kemal Uçar, tiyatro oyunu ve oynadığı dizinin yanı sıra; seslendirme konusunda da oldukça iyi ve daha iyi olmak için çalışıyor. İşte böyle bir yoğunluğun arasında bize vakit ayırıp, bu röportajı; hayatı, dönüm noktaları, seslendirmeyle olan bağı ve pek çok farklı detayı siz değerli okurlarımızla paylaşıyoruz. Şimdi sözü kendisine bırakıyoruz.

Sesizi : Öncelikle bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Tekrar stüdyomuza hoşgeldiniz.

Kemal Uçar : Ne demek. Ben teşekkür ederim.

Sesizi : Popüler bir sanatçısınız ama yine de sizinle henüz tanışmamış, geçmişinizi merak eden okurlarımız olabilir. Bundan dolayı; nerelisiniz, hangi okulda okudunuz ve işe nasıl başladınız diyerek ilk sorumu soruyorum.

Kemal Uçar : Adana’lıyım. Liseyi, Ankara’da bitirdim. Daha sonra; Ankara Üniversitesi’nde Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde, Amerikan Edebiyatını kazandım. Orayı okurken, Ankara Sanat Tiyatrosu’nun kursiyeri oldum, daha sonra da oyuncusu oldum. Çok şükür, orada çok önemli insanlarla tanıştım. Bir yandan, tiyatro hep devam ediyordu zaten. Sonrasında; İstanbul’da Bahçeşehir Üniversitesi’nde oyunculuk üstüne yüksek lisans yaptım. Fakat en önemlisi : Hep oyunculuk yapıyordum. Bu hep antrenman demek. Yani hep saha içinde olarak, kendimi geliştirmeye çalıştım. Şimdi, ayaklarımız yere daha sağlam basıyor. Daha güzel ürünler çıkarmaya çalışıyoruz.

Sesizi : Peki seslendirme işine nasıl başladınız_?

Kemal Uçar : İstanbula’ a geldikten sonra başladım. Öğrenciyken, ufak tefek reklamlar seslendiriyordum. Eskiden beri hoşuma giden bir işti zaten. İstanbul’a geldikten sonra daha profesyonel şekilde yapmaya başladım. Orjinal film seslendirmelerine geldim, izledim, dinledim. Sonra ufak ufak şans bulmaya başladım.

Sesizi : Çocukluk yıllarınızda var mıydı bu işe ilginiz_? Yani ben de bir gün şu oyuncuyu seslendirsem diye düşünür müydünüz_?

Kemal Uçar : Şu oyuncuyu seslendirsem değil ama duyduğum bütün reklamları taklit ederdim. Evde, firma gibi geziyordum. Biraz metinleri değiştirip, eğleniyordum. Çocuklukta yaptığın işler meslek haline geliyor ya, İstanbul’a geldikten sonra da, işin mutfağından öğrenmeye başladım. Dublaj ustalarını izledim. Böyle gelişti.

Sesizi : Şimdi siz de bir oyuncusunuz, şuan ki durumda bakış açınız nasıl dublaja_?

Kemal Uçar : Oyunculuk konusunda ilerleme kaydetmeye başlayıp, bugünlere gelince, artık o sesi paylaşmak istemiyorsun. Başka bir oyuncuyu seslendirmekten kaçınmaya başlıyorsun. Çünkü kendin oynuyorsun. Haliyle, başka oyuncuları seslendirmekten, animasyon filmler değilse, kaçınıyorsun, çünkü bu yanlış bir şey olmaya başlıyor. Kendimi seslendirmeye başladım. Yamak Ahmet dizisinde oynamaya başladığımda, kendime dublaj yapmaya başladım. Artık ikinci evim gibi olmaya başlamıştı stüdyo.

Sesizi: Seslendirme alanında hangi türü daha çok seviyorsunuz_?

Kemal Uçar: Dublaj veya bir oyuncuyu seslendirmeye pek sıcak bakmıyorum. Bunun sebebi de yukarıda söylediğim gibi oyuncu olmamdan dolayı. Çünkü o zaman seyirciyi biraz zorluyorsunuz. İzleyicinin kafası karışıyor. Daha çok eğlenceli tanıtım reklamları seslendirmeyi seviyorum.
Yer yer animasyon seslendirmek… Ancak bu çekindiğim bir iş. İzlerken çok keyif alıyorum ama bu zor bir iş. Buradaki avantajımız oyuncu olmamız.

Sesizi: Burada oyunculukla seslendirme arasında nasıl bir bağlantı kurarsınız_?

Kemal Uçar: İşte sen de görüyorsun… Oynuyoruz. Bunun daha iyi bir formülü yok. Seslendirme işinde ses tonundan ziyade, diksiyon, müzik kulağı ve bunun gibi pek çok şeye ihtiyaç duyulur. Bu şeye benziyor; çok yakışıklısın oyuncu olsana! Ama olmuyor… Oyunculuğun şöyle bir faydası var. Bir karakteri canlandırırken, aşık bir adamı oynuyorsun. Bu adamın nasıl bir aşık adam olduğunu bilmen gerekiyor. Sana, nasıl bir aşık adamı oynaman gerektiği söyleniyorsa onu oynuyorsun. Bu da seslendirmeye çok faydalı oluyor ama şahsi olarak çok sevdiğim için, belgesel seslendirmek istiyorum.

Sesizi: Tuncel Kurtiz’le aynı dizide olmuş olmanız…

Kemal Uçar: Tabi ki faydası olmuştur. Kendisi; önemli bir oyuncu ve seslendirmen.

Sesizi: Umarım belgesel seslendirmenizi de dinleriz. Yaşadığınız ilginç bir seslendirme anısı var mı?

Kemal Uçar: Ankara’da, öğrenciyken radyo reklamları seslendiriyorduk. Daha bilinmeyen ürünleri tanıtıyorduk. Her gün gidip, sekiz, on tane reklam seslendiriyorsunuz. Ben bir gün gittim. Havanın kötü olduğu bir gündü ve kimse gelememişti. O reklamda hem dedeyi, hem babayı, hem de çocuğu seslendirdim. Böyle her şeyi bir arada yapınca, deli işi haline geliyor. Ama bu işin bana çok faydası oldu. Zaten kendi yaşıtım değil de büyük veya küçük birini konuştuğum zaman, hep bu anı aklıma gelir.

Sesizi: ‘Seslendirme zormuş’ dediğiniz bir an yaşadınız mı?

Kemal Uçar: Bir iş kolay geliyorsa, o işte bir yanlışlık var diyebiliriz. Benimde sesim güzel “eniştemler böyle düşünüyor” dediğiniz an, yanlış düşündüğünüz andır. Önce; yaptığınız işin kendi içinize sinmesi gerekiyor. Sonra dublaj yönetmeninin içine sinmesi ve son olarak müşterinin içine sinmesi gerekiyor. Bunları aynı anda mutlu edebilmelisiniz. İkisinin içine sinmiş ama sizin içinize sinmemişse, aynı kaydı tekrar alabilirsiniz, çünkü daha iyisini yapabilirsiniz. Bu 3 farklı insanı aynı anda mutlu etmek dünyanın en zor şeyi.

Sesizi: Burada şöyle bir şey var. Zaten bu 3 farklı karakterde insanın memnuniyeti, pek çok insanı içinde barındıran kitlelere denk geliyor öğle değilmi ?

Kemal Uçar: Müşteri kendi potansiyelini düşünüyor, ben seslendirmenin nasıl olduğunu düşünüyorum, dublaj yönetmeni işin doğruluğunu ve işi getirenin memnuniyetini sağlamaya çalışıyor. E bu zor! Bunu sağladığınızda, işin iyi olduğu kanısına varabilirsiniz.

Sesizi: Peki, Türkiye’de bu işin iyi yapıldığını düşünüyor musunuz?

Kemal Uçar: Evet. Kesinlikle.

Sesizi: Peki, bu işe devam etmeyi düşünüyor musunuz?

Kemal Uçar: Evet. Hani stüdyoya girip terliyorsunuz ya, emek veriyorsunuz ya, işte bunu seviyorum.

Sesizi: Oyunculukla ve seslendirme alanına baktığımızda ne gibi avantaj ve dezavantaj görüyorsunuz?

Kemal Uçar: En önemlisi oyunculuk yaparken sizi izleyen birisi var ama seslendirme de yok. Oyunculukta beden dilinizi kullanarak duyguyu karşıya geçirebilirsiniz ama seslendirmede bu daha zordur ve siz seslendirmede de bunu yapabilmelisiniz. Oyunculuk yaparken, sadece gülümsersiniz ve karşıya geçer. Ama seslendirme de böyle bir avantajınız yok.

Sesizi: Oyuncular arasında sesi güzel olan pek çok insan var ama seslendirme yapamıyorlar.

Kemal Uçar: Çünkü bambaşka bir iş. Kendim yaptıkça da geliştiğimi kendime söylüyorum ve yaptıkça da gelişecek. Kendi dublajımı yaptığımda, bunun farkına vardım. Başkasını seslendirmek daha kolay ama kendi kendine dublaj yapmak daha zor. Çünkü ben o sahneyi oynarken, bütün duygusuyla yaşamıştım ve siz bana tekrar gel bu duyguya gir ve tek başına yap, diyorsunuz ! İşte, bu zor.

Sesizi: Ve sesinizden başka kullanabileceğiniz hiçbir enstrüman yok !

Kemal Uçar: Kesinlikle.

Sesizi: Bu, müthiş bir farkındalık katmıyor mu?

Kemal Uçar: Evet ama korkmadan yapabilmelisin. O zaman kendi oyunun küçük kalır. İlk dublajım 3 saat sürdü, son yaptığım 20 dk. Bu farkındalıkla daha hızlı ve iyi bir hale geliyorum.

Sesizi: Şimdi oyunculuk, seslendirme ve ayrıca metin yazarlığı yapıyorsunuz. Metin yazarlığına nasıl adım attınız?

Kemal Uçar: Amerikan Dili ve Edebiyat Bölümü okumuş olmamın buna büyük katkısı oldu, oyunculuk okumanın da öyle. Bazı şeyleri sadece kendinize yaparsınız.

Sesizi: Ve böyle bir şeyi yaptığınızda çok özgün bir şey olur.

Kemal Uçar: Evet. Onu insanlara kabul ettirmek zaman alır. Fakat, kabul edildiği zaman da Kemal Uçar’ın yaptığı bir iş olur. Onun için uğraşıyoruz.

Sesizi: İnsanlar Kemal Uçar’ı tanıyor ve seviyor. Sıradan bir yaşamda huzuru nerede buluyorsunuz?

Kemal Uçar: Huzursuz bir iş yapıyoruz. Şu anlamda; her yeni iş bir yaratım ve huzursuzluk sürecini beraberinde getiriyor. Müthiş bir huzursuzluk ! Size huzur getiren şey ise; o başladığınız işi kıvırdığınızı düşünmeye başladığınızda, işte o zaman bir anlığına da olsa huzuru yakalıyorsunuz. Mesela, bir iş yaptınız ve kıvırdınız ama sonra, o iş bitiyor ve yeni bir iş başlıyor. İşte buyur sana yeni bir huzursuzluk. İşte o eski bir iş değil. Orda çok sevilmiş olabilirsiniz. Bu işi yapamazsan olmaz. İşte bu reklam ve dublaj işinde de aynı şey var. Bu reklam işi için Kemal’le çalışalım dediler. Al işte buyur ! Yeni bir huzursuzluk. Bu işi yaptık, bitirdik ve şuan huzurluyum. Ama hemen akşama yeni bir işim var ve bu anları daha çok hale getirmeye çalışıyorum. Başarma hissini yaşadığımız anların fazlalaşmasını istiyoruz. Tiyatro yapıyoruz her çarşamba. Bütün bu programın içinde, hiç uyumadığım 2-3 gün olduğu oluyor. Oyun bitiyor. İşte o yarım saat, ‘ne güzel bir oyun oldu ya’ diye huzurlu ve mutlu oluyorsun ama sonra o da bitiyor. Başka bir şey değil ki. Ne olacak? Her işte para kazanılıyor evet ama o huzurlu anlar olmazsa o zaman mutlu olmuyorsun. Dediğim gibi işte, şimdi bir yarım saatim var.

Sesizi: Oyunculuk, seslendirme ve metin yazarlığı dışında başka bir projeniz var mı?

Kemal Uçar: Evet Okan Bayülgen’le onun programında bir şeyler yapmayı düşünüyoruz. İşte bu akşam, ona da bu huzurlu yarım saatimi anlatacağım. O da bir iki dakika hım diyecek. (gülümseyerek)

Sesizi: Söylemek iştediğiniz başka bir şey var mı?

Kemal Uçar: Bu röportajı okuyan insanları zorluklara boğmak değil amacımız. Tabi ki; yeni sesler yeni insanlar gelsin. Ancak, bu işin bugünden yarına olacak bir iş olmadığını bilip buna göre bir çaba göstersinler. İmkasız bir iş değil. İkinci olarak, belki de ileride çalışacağımız insanların bu röportajı okuyup güzel bir zaman geçirdik demeleri.

Sesizi : Sesizi ailesi olarak, bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Nice kayıtlarda ve röportajlarda beraber çalışmak dileğiyle. Hoşçakalın.

Kemal Uçar : Ben de sizlere çok teşekkür ederim. Görüşmek üzere. Hoşçakalın.

Röportaj : Fatih Mercimek